fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

GALATA (DENİZE İNEN YOL)

 

GALATA (DENİZE İNEN YOL)

İdari olarak Beyoğlu'nun bir par­çası olan Galata; Tophane, Azapkapı ve Galata Kuleleri arasında kalan yerleşim yerinin adıdır. Gemicilerin semti olması ne­deniyle aynı zamanda bir eğlence merkezi haline gelen Galata, sık yangınlarıyla sürekli yenilenir. Yabancı devlet temsilcilerinin, reformcu sultanların Beyoğlu'na ağırlık vermesiyle büyük kamu binalarına sahip olamaz. Yine de Galata, her köşesinde tarihsel bir gizemi barındırmaya devam eder. Özelikle Galata Kulesi, 1384 yı­lında Galata denen Ceneviz kolo­nisinin surları arasındaki en yük­sek noktaya yapıldı.

'Galakta' sözcüğü Rumca 'süt' anlamına gelir; Galata'nın adının semtteki süthanelere gönderme yaparak türetildiği söylenirse de bu görüşü destekleyen tarihsel destekler bulunamamıştır.  Galata'nın İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'Galata' kelimesinden de türemiş olma­sı muhtemeldir. Ortodokslar'ın, Katolikler'i 'Galus' olarak adlan­dırması, Galata'nın bir katolik ka­sabası olması ve Anadolu'da Kato­liklerin yaşadığı yerlere 'Galatea' denilmesi, semtin adının kökeni­ne ilişkin diğer bir görüştür. Osmanlı, Halic'e 'Haliç-i Dersaadet', Boğaz'a 'Haliç-i Bahri Siyah' (Karadeniz Boğazı) derdi. Galata, Haliç'le Boğaz'ın kesiştiği noktadır. Antik çağdaki adı Sykai ya da Sykaena (İncirlik) olan Galata, kimi kay­naklarda Sykudis olarak geçer. Bu dönemde Galata'nın surlarla çev­rili küçük bir kasaba olduğu, bir kilisesi, bir hamamı, bir tiyatrosu, beş değirmeni, 400 hanesi, 40 se­li 11 muhafızı bulunduğu yazılır.

Tarih boyunca Halic'in iki yakasını Galata köprüleri birleştirmiştir. Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün I.Jüstinianus (6. yüzyıl) devrinde yapıldığını, adının Aghios Khalinikos Köprüsü olduğunu yazarlar. Yeri tam olarak bi­linmemekle birlikte, 12 kemerden oluşan bu taş köprünün Eyüp-Sütlüce arasında olması ihtimali yüksektir.I. Jüstinianus, I. Constantinus'un IV. yy.'da yaptırdığı Galata surları­nı tamir ettirmiş, semt bu nedenle kısa süre için Justiniana ya da Jus-tiniapolis olarak anılmıştır. Galata'nın parlak dönemi 12. yy.'da buraya bazı ayrıcalıklarla yerleşen Cenovalılar ile başlar. Bölge bir ara Venedikliler'in eli­ne geçer. 13. yy.'dan sonra bölge, Cenovalılar'ın egemenliğinde bir Latin Kolonisidir. Galata, çeşit­li mezheplere, tekkelere, dinsel ayrımlara bağlı Müslüman, Rum Ortodoks, Ermeni (Gregoryen, Ka­tolik, Protestan), Süryani, Keldani, Yahudi (Romanyot, Karay, Seferad, Aşkenaz), Arap, Çingene, Sırp, Ar­navut, Ulah, Cenopvalı, Venedikli, Fransız, Levanten topluluklarıyla zengin bir dinler, diller mozaiği oluşturur. 19. yy.'da nüfus artınca yerleşim yukarı doğru kayar, kon­solosluklar orada açılır, zaman içinde bugünkü Beyoğlu kurulur. Galata'yı çevreleyen ve Galata Kulesi'nde uç noktaya ulaşan sur­lar, Osmanlılarla birlikte yıkılır ve zaman içinde geriye çok az bir kalıntı kalır.

Fatih Sultan Mehmet de İstanbul ku­şatması sırasında Haliç'e bir köprü yaptırmıştır. Demir halkalarla birbirine bağlanmış ve üzerine kalın kalaslar çakılmış dev fıçılardan oluşan bu köprü, Ayvansaray- Kasımpaşa arasındaymış. Ni­şancı Mehmet Paşa bu köprünün fıçılardan değil, yan yana demirlenmiş ve kirişlerle birbirine bağ­lanmış gemilerden oluştuğunu söyler.

Galata Köprüsü için ilk girişim II.Beyazıt Dönemi'nde yapıldı; Leonardo da Vinci, Padişahla temasa geçerek bir Haliç Köprüsü tasarımı sun­du. Gerçekleştirilmesi teknik olarak imkansız görülen bu tasarımın üzerinden 350 yıl geçtikten sonra ilk Galata Köprüsü 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı. Köprüye Cisr-i Cedid, Valide Köprüsü, Yeni Köprü, Büyük Köprü, Yeni Cami Köprüsü, Güvercinli Köprü adları takılmıştı; günümüzde yalnızca Galata Köprüsü olarak bilin­mektedir.

1863,1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata Köprüsü 27 Nisan 1912'de açılan son köprü, 16 Mayıs 1992'de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra Balat- Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy- Eminönü arasındaki eski köprü yerine 'mo­dern' bir köprü yapıldı.

Galata Kulesi Osmanlı'nın ilk dönemlerinde yeniçeriler tarafın­dan kullanılıyordu. Kule 16. yy'da Kasımpaşa'daki donanmada tut­sakların barındırıldığı yerdi. II. Selim döneminde (1566-1574) Galata Kulesi asıl gözlemevi Pera'da olan Türk Astronomu Ta-kiuddin tarafından yenilenerek gözlemevi olarak kullanıldı. Daha sonraki yüzyılda II. Mustafa dö­neminde, Şeyhülislam Feyzullah Efendi bir Cizvit papazı ile birlik­te Kulede bir gözlemevi kurmaya çalıştıysa da bu çabaları, 1703'te öldürülmesiyle yarım kaldı.

Galata Kulesi Osmanlı döne­minde, çeşitli sebeplerle, fakat özellikle 1794 yılındaki (III. Selim dönemi) büyük Galata yangını nedeniyle II. Mahmut tarafından 1832'de yeniden yaptırıldı. Kulenin konik tepesi, 1875 yılın­da bir fırtınada uçtu ve daha son­raki restorasyon sırasında yenilen­medi. Bundan sonra kule 1964'e kadar yangın kontrol istasyonu olarak kullanıldı ve 1967 de turis­tik hizmete açılana kadar kapalı kaldı. Bu restorasyon sırasında Os­manlı döneminde yapılan değişik­likler de göz önüne alınarak Cene­vizliler dönemindeki yapıya daha uygun olması için konik tepe tek­rar eklendi. Günümüzde Kulenin etrafı çeşitli kahveler, pansiyon ve oteller, sergi salonları, alışveriş mekanlarıyla yaşamın parçası olmuş durumundadır.

1994 yılında kurulan Galata Derneği, Galata'nın kentsel, tarihi, kültürel ve sanatsal varlıkların korunmasını amaçlıyor. Bu amacı gerçekleştirmek için toplantılar, festivaller, gezi­ler, atölye çalışmaları ve konferanslar düzenliyor, incelemeler yapıyor. Bölgeyi daha iyi tanımanın ve tanıtmanın koşulunu, bir semt haritası hazır­lanması gerekliliğinde gören Dernek, bunun için bir de özel harita hazırlattı.

Yorum ekle

<< Ana sayfa