| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Yazılar arşiv 08.2008 Other entries in 2008-08 resimler, videolar

SENİ TARİHE GÖMSEM SIĞMAZSIN AZİZ İSATANBUL

 

SENİ TARİHE GÖMSEM SIĞMAZSIN AZİZ İSTANBUL

 İstanbul'da  Asya ile Avrupa Kıtası'nı su  altından birleştirecek 'bin  5 yılın projesi' Marmaray  için yapılan kazılar sırasında tarihin en önemli " arkeolojik keşiflerin­den birini de gerçekleştirdi. Yenikapı Arkeolojik Kazı Alanı iler­ledikçe İstanbul'un tarihi daha da gerilere gidiyor. Ancak Marmaray Projesi'ni de şimdiden 2 yıl geciktirdi. İstanbul'un 2 bin 500 yıllık  tarihiyle bilinen yaşı da M.Ö. 6000  yıllarına uzandı. Gökhan Tan'm   http://www.medyakronik.com/ internet sitesinde yayınlanan haberine göre, dört yıldır sürdürülen kazılar­da ilk kez İstanbul'un tarih öncesi dönemine inildi. Deniz seviyesinin 6.3 metre altında! ulaşılan mezarlar M.Ö. 6300 ile 6000 arasına tarihleniyor. Buluntular, İstanbul'un tarih öncesi dönemine ait bugüne kadar ulaşılamayan bilgiler sunuyor.

Yenikapı ve çevresinde İmparator Theodusius (379-3995) zamanında faaliyete geçen limanda 30'un üzerinde antik batık bulundu. Yenikapı'daki kazı, sadece gemi buluntularıyla bile dünyadaki benzer buluntuları geride bırakacak nitelikte

Kazı çalışmalarına Kasım 2004'te başlanan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden Yenika­pı Arkeolojik Kazılan kritik bir dö­nemece girdi. Marmaray Projesi'nin yürütücüsü Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH), kazının hızlandı­rılmasını istemiş, Temmuz 2008 so­nunda alanın inşaat için kendilerine teslim edileceğini duyurmuştu. Oysa arkeologların son günlerde ulaştığı buluntular, bitirilmesi bir yana, ka­zının belki de en önemli safhasına gelindiğini gösteriyor. İstanbul'un tarihi dokusu mu yoksa Marmaray Projesi mi?

GALATA (DENİZE İNEN YOL)

 

GALATA (DENİZE İNEN YOL)

İdari olarak Beyoğlu'nun bir par­çası olan Galata; Tophane, Azapkapı ve Galata Kuleleri arasında kalan yerleşim yerinin adıdır. Gemicilerin semti olması ne­deniyle aynı zamanda bir eğlence merkezi haline gelen Galata, sık yangınlarıyla sürekli yenilenir. Yabancı devlet temsilcilerinin, reformcu sultanların Beyoğlu'na ağırlık vermesiyle büyük kamu binalarına sahip olamaz. Yine de Galata, her köşesinde tarihsel bir gizemi barındırmaya devam eder. Özelikle Galata Kulesi, 1384 yı­lında Galata denen Ceneviz kolo­nisinin surları arasındaki en yük­sek noktaya yapıldı.

'Galakta' sözcüğü Rumca 'süt' anlamına gelir; Galata'nın adının semtteki süthanelere gönderme yaparak türetildiği söylenirse de bu görüşü destekleyen tarihsel destekler bulunamamıştır.  Galata'nın İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'Galata' kelimesinden de türemiş olma­sı muhtemeldir. Ortodokslar'ın, Katolikler'i 'Galus' olarak adlan­dırması, Galata'nın bir katolik ka­sabası olması ve Anadolu'da Kato­liklerin yaşadığı yerlere 'Galatea' denilmesi, semtin adının kökeni­ne ilişkin diğer bir görüştür. Osmanlı, Halic'e 'Haliç-i Dersaadet', Boğaz'a 'Haliç-i Bahri Siyah' (Karadeniz Boğazı) derdi. Galata, Haliç'le Boğaz'ın kesiştiği noktadır. Antik çağdaki adı Sykai ya da Sykaena (İncirlik) olan Galata, kimi kay­naklarda Sykudis olarak geçer. Bu dönemde Galata'nın surlarla çev­rili küçük bir kasaba olduğu, bir kilisesi, bir hamamı, bir tiyatrosu, beş değirmeni, 400 hanesi, 40 se­li 11 muhafızı bulunduğu yazılır.

Tarih boyunca Halic'in iki yakasını Galata köprüleri birleştirmiştir. Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün I.Jüstinianus (6. yüzyıl) devrinde yapıldığını, adının Aghios Khalinikos Köprüsü olduğunu yazarlar. Yeri tam olarak bi­linmemekle birlikte, 12 kemerden oluşan bu taş köprünün Eyüp-Sütlüce arasında olması ihtimali yüksektir.I. Jüstinianus, I. Constantinus'un IV. yy.'da yaptırdığı Galata surları­nı tamir ettirmiş, semt bu nedenle kısa süre için Justiniana ya da Jus-tiniapolis olarak anılmıştır. Galata'nın parlak dönemi 12. yy.'da buraya bazı ayrıcalıklarla yerleşen Cenovalılar ile başlar. Bölge bir ara Venedikliler'in eli­ne geçer. 13. yy.'dan sonra bölge, Cenovalılar'ın egemenliğinde bir Latin Kolonisidir. Galata, çeşit­li mezheplere, tekkelere, dinsel ayrımlara bağlı Müslüman, Rum Ortodoks, Ermeni (Gregoryen, Ka­tolik, Protestan), Süryani, Keldani, Yahudi (Romanyot, Karay, Seferad, Aşkenaz), Arap, Çingene, Sırp, Ar­navut, Ulah, Cenopvalı, Venedikli, Fransız, Levanten topluluklarıyla zengin bir dinler, diller mozaiği oluşturur. 19. yy.'da nüfus artınca yerleşim yukarı doğru kayar, kon­solosluklar orada açılır, zaman içinde bugünkü Beyoğlu kurulur. Galata'yı çevreleyen ve Galata Kulesi'nde uç noktaya ulaşan sur­lar, Osmanlılarla birlikte yıkılır ve zaman içinde geriye çok az bir kalıntı kalır.

Fatih Sultan Mehmet de İstanbul ku­şatması sırasında Haliç'e bir köprü yaptırmıştır. Demir halkalarla birbirine bağlanmış ve üzerine kalın kalaslar çakılmış dev fıçılardan oluşan bu köprü, Ayvansaray- Kasımpaşa arasındaymış. Ni­şancı Mehmet Paşa bu köprünün fıçılardan değil, yan yana demirlenmiş ve kirişlerle birbirine bağ­lanmış gemilerden oluştuğunu söyler.

Galata Köprüsü için ilk girişim II.Beyazıt Dönemi'nde yapıldı; Leonardo da Vinci, Padişahla temasa geçerek bir Haliç Köprüsü tasarımı sun­du. Gerçekleştirilmesi teknik olarak imkansız görülen bu tasarımın üzerinden 350 yıl geçtikten sonra ilk Galata Köprüsü 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı. Köprüye Cisr-i Cedid, Valide Köprüsü, Yeni Köprü, Büyük Köprü, Yeni Cami Köprüsü, Güvercinli Köprü adları takılmıştı; günümüzde yalnızca Galata Köprüsü olarak bilin­mektedir.

1863,1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata Köprüsü 27 Nisan 1912'de açılan son köprü, 16 Mayıs 1992'de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra Balat- Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy- Eminönü arasındaki eski köprü yerine 'mo­dern' bir köprü yapıldı.

Galata Kulesi Osmanlı'nın ilk dönemlerinde yeniçeriler tarafın­dan kullanılıyordu. Kule 16. yy'da Kasımpaşa'daki donanmada tut­sakların barındırıldığı yerdi. II. Selim döneminde (1566-1574) Galata Kulesi asıl gözlemevi Pera'da olan Türk Astronomu Ta-kiuddin tarafından yenilenerek gözlemevi olarak kullanıldı. Daha sonraki yüzyılda II. Mustafa dö­neminde, Şeyhülislam Feyzullah Efendi bir Cizvit papazı ile birlik­te Kulede bir gözlemevi kurmaya çalıştıysa da bu çabaları, 1703'te öldürülmesiyle yarım kaldı.

Galata Kulesi Osmanlı döne­minde, çeşitli sebeplerle, fakat özellikle 1794 yılındaki (III. Selim dönemi) büyük Galata yangını nedeniyle II. Mahmut tarafından 1832'de yeniden yaptırıldı. Kulenin konik tepesi, 1875 yılın­da bir fırtınada uçtu ve daha son­raki restorasyon sırasında yenilen­medi. Bundan sonra kule 1964'e kadar yangın kontrol istasyonu olarak kullanıldı ve 1967 de turis­tik hizmete açılana kadar kapalı kaldı. Bu restorasyon sırasında Os­manlı döneminde yapılan değişik­likler de göz önüne alınarak Cene­vizliler dönemindeki yapıya daha uygun olması için konik tepe tek­rar eklendi. Günümüzde Kulenin etrafı çeşitli kahveler, pansiyon ve oteller, sergi salonları, alışveriş mekanlarıyla yaşamın parçası olmuş durumundadır.

1994 yılında kurulan Galata Derneği, Galata'nın kentsel, tarihi, kültürel ve sanatsal varlıkların korunmasını amaçlıyor. Bu amacı gerçekleştirmek için toplantılar, festivaller, gezi­ler, atölye çalışmaları ve konferanslar düzenliyor, incelemeler yapıyor. Bölgeyi daha iyi tanımanın ve tanıtmanın koşulunu, bir semt haritası hazır­lanması gerekliliğinde gören Dernek, bunun için bir de özel harita hazırlattı.

BUZDOLABI KÜÇÜK MÜ?

 

BUZDOLABIM KÜÇÜK DİYENLER İÇİN

Tazeliğini uzun süre korusun diye buzdolabına yerleşti­rdiğiniz yiyecek ve içeceklerin de kendilerini  yakıştırdığı bir yerin olduğunu unutmayın!...

ÜST BOLUM: Peynir, pişmiş yemek, salata, tütsülenmiş balık ve et üste konmalı, Artan yemekleri kapalı kap­larda yaklaşık üç gün, tüt­sülenmiş balık ve etler de bir hafta tazeliğini korur.   

ORTA BÖLÜM: Süt, süzme yoğurt, yoğurt, krema ve taze peynirin ye­ri buzdolabının orta rafları, Açılmış kutular yaklaşık dört gün buzdolabında kalabilir.

SEBZELİK: Çilek, böğürtlen vs, mantar, yeşil salata, yapraklı sebzeler, maydanoz, taze nane, dereotu gibi yeşilliklerin yeri sebzelik.

TEFLON TAVANIN ÖZELLİKLERİ

 

TEFLON TAVA ALIRKEN VE  KULLANIRKEN DİKKAT EDİN!

Bir teflon tava almak istiyorsunuz; alıp evinize geldiniz  ne yaparsınız?

  • İlk kullanımdan ön­ce tavanızı mutlaka sıcak su ile yıkayın ve ku­ruladıktan sonra bir miktar sıvı yağ dökerek kağıt havluyla silin.
  • Teflon tavaların en büyük düşmanı metal gereçlerdir. Ne yaparsanız yapın kesinlikle metal mut­fak gereci kul­lanmayın; tahta ve­ya özel malzemeden yapılmış, tavanızı çiz­meyecek gereçler kullanın.
  • Zira içindeki teflo­nun çizilmesi demek, pişirdiğiniz yiyeceklere kanserojen maddelerin bulaşması demektir.
  • Bunu sakın unutmayın; teflon tavanızı temizlerken, içi­ne sıcak su koyun ve en az 1 saat suyun tava içinde kaldıktan sonra temizliğe başlayın.
  • Teflon tavalar, tencereler kullanımdan dolayı zamanla sararır. İstenmeyen bu durumdan kurtulmak için zaman zaman, içine su biraz da çamaşır suyu koyduktan sonra ateşin üstünde kaynatın. İndirince de önce sıcak, sonra da soğuk suyla iyice durulayın. Teflonunuzun sarı rengi kaybolacaktır.

 

  • Sudaki mineraller ve nişastalı yiyecekler, teflon tavalarda beyaz leke bırakabilir. Böyle durumlarda tavayı, limon suyuna ya da beyaz sirkeye batırılmış süngerle silmeyi ihmal etmeyin.

 

  • Teflon tavanızda oluşan lekeleri temizlemek için bir bardak suya iki çorba kaşığı karbonat ve yarım su bardağı sirke karıştırın. Bunu tavanızın içine dökün, 10 dakika kaynatın.

 

  • Tavanın kirini çıkarmak için su ve soda koyun.

ÇİLİNGOZ'A GİTMEK GÖRMEK GEREK

 

ÇİLİNGOZ'A GİTMEK GÖRMEK GEREK

İstanbul'da yaşamanın be­raberinde getirdiği birçok avan­taj var. Ama tüm bu avantajlara rağmen bir hafta sonu fazla da yol kat et­meden uzaklaşmak ister insan. Hem şehrin stresinden hem de aile ile birlikte olmak için yo­ğun geçen gündelik yaşamdan alınan kısa bir moladır bu. Siz de böyle bir mo­la almak isterseniz eğer, İstanbul'a sa­dece bir saat uzaklıktaki Çilingoz Sahil-teri'ne doğru sürebilirsiniz aracınızı.

 

İs­tanbulluların bugüne kadar adını bile fazla duymadığı Çilingoz'a  İstanbul'a özel araçla bir saat uzaklık­ta bulunan ve Binkılıç Beldesi'nden 17 kilometrelik bir orman yoluyla yada Terkos Gölü'nün kuzey kısmını takip eden Ormanlı, Karacaköy ve Yalıköy is­tikametlerinden ulaşılan Çilingoz sahi­li, yeni bağlantı yollarıyla İstanbul'a çok daha yakın, altyapı ve çevre düzenle­mesiyle de çok daha güzel bir sahil olacak.

 

Karadeniz kıyısında uzun, beyaz bir kumsala sahip olan Çilingoz Sahilleri; dalgaların yüzyıllardır döve döve ilginç şekiller verdiği kayalıkların arasından denize karışan bir dereyle güzelliğini pekiştiriyor. Bütün bu güzel tabloyu ta­mamlayan yeşil orman örtüsü de güzel bir tatil geçirmek isteyenlerin beklenti­lerini karşılayacak nitelikler taşıyor. Çi­lingoz koyunun iki başında şekillenen burunda adeta sanat eseri sayılabile­cek güzellikte kayalıklara da rastlanı­yor.